Monday, August 11, 2008

portakallı bitter çikolata

Başlangıca dönelim: gece, düğün sonrası. Arabesk şarkılar arasında benle aynı şarkıyı mırıldanıyorsun. "şaşırdım"
Nefes almak için dışarıya kaçınca, ordasın, yan taraftaki müziğe dalmış gibi yapıyorsun. "high out"
Peçete uzatılıyor önüme, hangi şarkıyı yazsam derken, telefon numarası. Artık gitme vakti.
Bir sonraki gün: güneş kremi arayışındayım. Sıkıcı, bunaltıcı bir telefon konuşması eşliğinde, bu şehirde alakasız bir noktada senle karşılaşmak, hatta çarpışmak.
-kahve içelim mi?
-vaktim yok.
-o zaman?
-yine karşılaşırız.
Hafta içi: telefona mesaj gelir: kahve?
neden olmasın, uzun uzun konuşulurken iki fincan kahve. Onlar bile yarım kaldı konuşmaktan.
Hatta yapılan çizimlerden. Kimi tekrar yorumlasak, yoksa kendimiz mi yaratsak. Alaçatı mı kesinlikle ekimde. Yaşasın dalgalar.
küçük bir mesaj daha, pazartesi sabahına: "olympos dağı ahalisinden, güneşin torunu, rüzgar tanrısının kuzeni öğle yemeğinde buluşmak ister, belki biraz yağmur getirirsin yanında"
aslında daha anlatılacak çok şey var ama..

No comments: